Naber! İyidir benden de
Bugün (yandaki-üstteki her taraftaki tarihte de yazdığı gibi) 13 Nisan Pazar. (gerçi 3-5 dakikayla kaçırmışım sanırım pazarı, pazartesiye girmişiz) Ayağımın tozu, yediğim pizzaların doyumu, biramın enfesliği, nargilemin de dumanıyla yazıyorum bunları.
Evet efendim,
Yolgezer Kardeşliği olarak bugün bir yarıştan daha alnımızın akıyla çıktık. Hem de uzun (yani en uzun, en zor falan) parkurda
1. olarak!
Yarışı
Macera Akademisi düzenledi.
Macera Yarışları serisinin bir parçası olan Şile Antrenman Macera Yarışı'ndan bahsediyorum. Antrenman dediğimize bakmayın, tüm gün süren (uzun için 7-9 saat kadar) güzel hatta şahane bir yarıştı.
Macera Akademisi'nin hiçbir yarışını kaçırmamaya özel olarak özen gösteren takımımız, yarışta Serkan ve ben (Durukan), eşsiz support'ta da Volkan olarak bölgeye sabah saatlerinde intikal ettik. Hazırlıklarımız tamdı ve her zamanki gibi anlamsız rahatlığımız üzerindeydi (Bkz : Herkes haldır haldır yarışa hazırlanırken etrafta dolanmak, muhabbet etmek, geyik yapmak, herkesin yanına gidip "Naber abi?" diye sırıtarak muhabbet açmak) Eee, bizim takımın da özelliği bu : Keyif ve zevk almak, etrafa da gülücükler saçmak bu işi yaparken!
Dışarıdan son derece lakayt gözükebilecek bu tutumumuz ise yarış esnasında, içeriğindeki muhabbet ve sırıtma faktörünü asla kaybetmemek suretiyle, tam bir disipline bıraktı. Disiplinden kastım şu : Birbirine sürekli destek olmak, alınan her yön ve navigasyon kararını çift-kontrol etmek, performansımızı makul seviyelerde zorlayarak varımızı yoğumuzu ortaya koymak. Takımımızın en güçlü yanı bu sanırım : Hepimizin diğerlerinden iyi ve kötü olduğu ayrı noktalar var; ve samimi bir ilişki, pozitif bir ruh hali ve sürekli destekle birbirimizin bu eksik yönlerini kapatabilmemiz.
Start verildiğinde hala hazır olmamamız ve haritaya (daha doğrusu yönümüze!) bakmaya zaman bulamamış olmamızdan dolayı sürü psikolojisine kapıldık ve ilk 300 metre kadarını yanlış yönde gittik. Ancak bu tür ufak hatalardan moralimizi bozmayacak kadar pişmiştik artık; nitekim ilk noktaya varan ilk ekip olduk. Noktada bekleyen görevli arkadaşların "Uçtunuz mu ba! Bu kadar çabuk beklemiyorduk sizi" cümlesine "Hehe" (her daim olduğu gibi sırıtarak) şeklinde cevap verdikten sonra devam ettik "yol"umuzun geri kalanına. İlk
bisiklet ayağını bitirip
kanoya vardığımızda, o noktaya ulaşan ilk uzun parkur ekibiydik. Kanoda izleyenlere eğlenceli dakikalar yaşattıktan sonra (yine bkz : Gölde acayip zikzaklar çizerek ilerlemek) koşarak devam ettik yolumuza. Koşu sırasında ilk ciddi hatamızı yaptık : Patikayı bulamadık ve çıkmak istediğimiz yolun bir kaç paralelindeki yola çıktık. Nerede olduğunuza emin olamamak ve ona rağmen ilerlemekten başka bir seçeneğinizin olmaması, inanın, çok yorucu birşey; hem fiziksel olarak hem de psikojik olarak. Ama yine, birbirimize umutsuzluğa kapılır gibi olduğumuz anlarda yardım ederek, destek olarak devam ettik. Bir süre sonra, nerede olduğumuzu, ya da hedefimize en kısa ve emin nasıl ulaşabileceğimizi anlamak için ufak bir matematiksel "olasılık" hesabı yaptık. "Abi, şuradaysak, şöyle olur, şuradaysak böyle olur, oradaysak möyle olur, e nah buradaysak yandık zaten!" Olasılık hesabı işe yaramıştı, attığımız her adımda karşılaştığımız şekil ve bilimum gösterge sayesinde olasılıkları ikiye indirmeyi başarmıştık. Ve işin güzel yanı, iki olasılık da önümüzdeki yol ağzında "sağ" tarafa dönen yolu almamız gerektiğini söylüyordu. Alın size güzel bir
"kaybolduğumda ne yapabilirim" taktiği!
Yarışın devamı da gayet iyi geçti. Serkan çok sık susuyordu ve yanımızdaki su miktarı az olmamasına rağmen bitme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Ama diğer yandan, birçok köyün içinden geçiyor ve neredeyse hepsinin çeşmesine bir "Merhaba" diyorduk. Yiyecek ve atıştırmalık konusunda da sorun yoktu, ve vardığımız her hakemli noktada hala
1. olduğumuzu duymak yüzümüzdeki her daim sırıtışı biraz daha genişletiyordu.
Koşu ayağını bitirip bir kez daha bisikletlerimizi bıraktığımız kano noktasına döndüğümüzde, bazı noktaların iptal edildiğini öğrendik. Öngörülen zamanın yeterli olmayacağı düşünülmüştü, emir büyük yerdendi, yine sırıtma eşliğinde bir
"Hehe" diyerek devam ettik yolumuza.
2. bisiklet ayağı da sorunsuz ilerliyordu, bir tepeye çıkarken patikayı bulamamamız dışında. Bu sefer de, yine soğukkanlı ve sağlam sinirlere sahip olan adamlar olduğumuzu kanıtlarcasına, geri döndük ve adeta bir çember yaparak (ve kazanılması gereken rakımı asfalt yoldan çıkarak) hedefe diğer tarafından yaklaştık. Burada da toplam yarım saate yakın kaybetmiştik ama hedef bulunmuştu, ve bir Macera Yarışı'nda hata yapmak kadar doğal birşey yoktu, di' mi?
Finişe ters taraftan geldiğimiz için (tercih meselesi, bizim taraf daha kısaydı) yine kimse görmedi bizi klasik, ve yine alkış malkış olmadı doğal olarak. Bu bizim kaderimizdi galiba! Olsun, yüzümüzdeki sırıtış ve kendimizle dalga geçme yetimiz bakiydi.
Paintball'da 10 atış yapan ben, ne kadar usta bir sniper olduğumu cümle aleme kanıtladım. Yaklaşık 200 metre uzaktaki 5 cm çapındaki hedefi neredeyse tüm atışlarımda buldum (
olayın
doğru
versiyonu -
o.d.v : 15 metre ötedeki direği 10 atıştan 1'inde vurabildim yalnızca.) Bu olayla yüzümüzdeki sırıtış iyice büyüdü, kendimizle dalga geçmek için yeni bir bahanemiz olmuştu. Bizden 3-5 dakika sonra Aykun ve Arno kardeşler (Uzun parkurdaki güçlü rakibimiz) gelince hafiften tırstık, onların 10'da 7'lik başarısı karşısında ise iyice uçukladık. Ama sorun değildi, onlarda 3-5 nokta eksikti, bu yüzden bizim açımızdan korkulacak birşey yoktu!
Gün bitip kalan takımlar da finişe vardığında hemen ödül törenine geçildi. Takımımız üzerindeki lanet hakkında yaptığımız geyikler ve dalga geçmeler gerçek olmuştu : Madalya verilmiyordu bu yarışta! Yani sen kalk, ilk defa Uzun parkur
1.si ol, o yarışta da madalya verilmeyeceği tutsun! Ama yarış sponsorlarından Buff'ın güzel mi güzel, yararlı mı yararlı bandanaları ödülümüzdü, ama ondan çok çok daha önemlisi, ismimiz okunduğunda ve 1.lik kürsüsüne çıktığımızda, insanların ve diğer yarışçıların yüzünde gördüğümüz samimi mutluluk ve destek bize fazlasıyla yeterdi.
Yüzlerimizdeki sırıtış biraz daha güçlü ve hatta kocaman şimdi. Birinci olmamızın da etkisi vardır muhakkak, ama esas nedeni başka...
Bir yol daha, dayanışma, dostluk ve muhabbetle gezilmiş, insani sınırlarımız zorlamadan biraz daha kaydırılmıştı ileriye doğru.
E bu da en güzeli, en şahanesi, en mutluluk vericisiydi.
Di' mi?